Hiç Yüzen bir Fil Gördünüz mü ?

Hiç Yüzen bir Fil Gördünüz mü ?

“Aranızda endişeli olan var mı” diye sordu. Hemen karşımızda bir apartman büyüklüğünde, heybetleriyle duran fillerin her biri zamanında kurtarılmış ve rehabilite edilmiş. Mutlular. Uçsuz bucaksız arazide kendilerine artık zarar vermeyecek insanların korumasında tutsak edilmeden, kafesler ardında olmadan yaşıyorlar.

Sadece günde 1 kez, ziyaretçilerle zaman geçiriyorlar ki bu da aslında bir bakıma onlara gelir sağlıyor. Baktılar ki çok talep var ve bu talebi karşılamak için günde 2 veya 3 kez fillerin ziyaretçilerle zaman geçirmesi gerek.

Yapmıyorlar !

Katılımcı sayısı net ve bunun üzerine fillerin sahibi asla çıkmıyor. O sıcakta filleri yormak veya onları ticari amaçla kullanmak gibi bir hedefi asla yok. Bu sebeple ben de Afrika’ ya gider gitmez araştırmalarım sonrası (bu merkez, bir rehabilitasyon merkezi ve filleri kurtarıp onları doğal yaşamlarında bir hayat sürmelerini sağlıyor) karar verdim.

Malum vadide kalıyorum demiştim, yola çıktıktan 2 saat sonrası merkeze ulaştık. Hava inanılmaz sıcak, üzerimdeki tshirt dahi bunaltıyor. Çorak bir arazide gölge bulmak zor, uçsuz bucaksız toprak ve maki benzeri bitkiler hakim.

Ön bilgilendirme amacıyla, baraka tarzı bir yere alıyorlar bizi, heyecanla dinliyorum karşımdakinin ağzından çıkan her bir kelimeyi ancak bir an önce susmasını da dilediğimi itiraf etmeliyim. Adamdan çok filleri görmeyi istiyorum çünkü. Görünmüyorlar. Barakanın arka tarafına geçiyoruz “burada bekleyin, yürüyüşteler birazdan gelirler” diyor.

Az uzakta, rüzgar çıkmış gibi ağaç dalları sallanıyor, hava 40 derece iken nasıl rüzgar olsun ki ? geliyorlar !

Beş koca fil. Ağaçların arasından çıkageliyorlar. Adımları, sallanan koca kulakları, koca dişleri, kıvrılan hortumları, rüya bu, donup kalıyorum, ömrümde iz bırakan o manzarayı gözyaşlarımı durduramadan izliyorum. Geliyorlar ve belli ki çok mutlular.

Yerlerini alıyorlar, önce tanışıyoruz. Bizi tanımaları gerek çünkü karar verecek onlar, birlikte yürüyüş yapıp sonrası yüzeceğiz. Boy fakiri olduğum için iki kişinin yardımı ile tırmanıyorum sırtına, onbeş dakika sonra göl kenarına geliyoruz ve herkes fillerden tekrar iniyor. Sebep; Önemli açıklama var.

“Olası yüzerken fil üzerinden düşerseniz, geri sırtına çıkmak için çabalamayın, kıyıya yüzün”  bunu duyan ben, el ayak titremeye başlıyor, ” vaz mı geçsem acaba ? ama vaz geçsem bu kadar yol geldim, peste edemem” gibi gibi kendimle konuşur haldeyim, derken adam soruyor ” aranızda tedirgin olan var mı? ” benim kol hoooop diye istemsiz kalkıyor ! ” o zaman sana en yaşlı ve sakin olanı veriyorum” diyor ve aralarında kocamanına tırmanmaya başlıyorum, titreyerek, önümde seyis ” ayakkabı ile olmaz” diyip, el çabukluğu marifeti ile benim ayakkabıları ayağımdan çıkarıp aşağıya atıyor. Bense şaşkın ve hala titriyorum heyecandan. Abartmıyorum. Seyis’e tüm şirinliğimle, d,yorum ki “çok heyecanlıyım, sana sarılabilir miyim ? ” adam ” hayır ! hemen önündeki kopçalardan tutun” diyor.  Benim heybetli kocam filim başlıyor bir sağa bir sola ağır ağır yürümeye, hava nasıl da sıcak, o kadar ki tshirtü dayanamayıp çıkartıyorum, kopçaları da öyle sıkı tutuyorum ki ” ya düşersem ! ” sesleri beynimde cirit atıyor ! artık avucum ağrıyor, ter içindeyim ve filin bilekleri artık suda, “keşke” diyorum “benim bilekler de  suda olsa, az bir serinlesem” … beş fil ardı ardına gölde, su artık göbeklerinin hizasında, ben sanıyorum ki, bu hizada karşıya geçip yürüyüşü tamamlayacağız …

“sen öyle san Lora ! ”

Hemen önümdeki fil aniden suya dalmaz mı ! ne kendisi ne üzerindekiler görünüyor ! gözlerim faltaşı gibi, ağzım da açılmış şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışırken, bir anda ben de kendimi suda buluyorum ! korkmaya fırsatım olmuyor aksine suya kavuşup serinlediğim için rahatlıyorum, su çamurlu, olsun serinletiyor, tek serinleyen biz değiliz, bana ” sakin fil” dediği fil, birdenbire su samuru oluveriyor, önümdekilerin sudan çıkmasını beklerken suyun altına buluyorum kendimi, resmen suya dalıyoruz üçümüz !  fil bu, “kendi istediğini yapar” uyarısını hatırlıyorum suyun altında ve ” asla çıkmayacak ve ben nefessiz kalacağım” diye daha da sıkı tutuyorum kopçaları … boynumu uzatıp su yüzüne çıkmayı denedimse de olmadı, o saniyeler uzadıkça uzadı, dakikalara cilve yapar oldu … Gökyüzü ile karşılaştığım an, ağzımın kulaklarımla buluştuğu, kalbimin ise dans ettiği an diyebilirim … muh – te- şemdi  …

Bu deneyimi tarif edebilecek ne bir kelimem ne de ona eşlik edecek bir cümlem var … fotoğrafları çeken kadın “aralarında en korkan sen iken, suya kavuştuğunda en çok eğlenen sendin” dedi … haklıydı, korkuma yenik düşseydim çoktan kaçmıştım, kendi kahramanım olmaktansa bugün bir başkasının deneyimlerini dinliyor olacaktım …

Filler mi ? her hayvan gibi asiller. Heybetliler ve o koca bedenlerinde minik bir su samuru gizli.

Next Post:
Previous Post:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir