Cardiff Hakkında İçimi Isıtan 10 şey

Cardiff Hakkında İçimi Isıtan 10 şey

Cardiff’ e gelmeden, yine her zamanki gibi önyargılarımı baş köşeye oturttum “donacağım” “soğuktan nefret ediyorum! ben ne yapacağım ?”  “ülke soğuk insanları da buz gibidir” gibi gibi, bir dolu tilki dolandı durdu beynimde.

Oysa, ayak bastığım anda aldığım nefesin dahi havalara uçtuğunu hissedebiliyorum. Sonbahardan nefret eden ben, yeşilin içinde yüzerken koca koca kulaçlar atıyorum, sincapları küçük bir çocuk gibi ağzım açık izliyorum.

“Cardiff”, kucağıma bırakılan minik bir hediye paketi gibi, açtıkça heyecanlandırıyor, merak uyandırıyor. Kendimle konuştuğum, ufaktan da yazıp çizdiğim, içimi ısıtan, Cardiff hakkında 10 şeyi kendime saklamaktan öte paylaşmayı tercih ettim. Buyurun satırlarıma.

1-“ Creamy Yogurt”

Her ne hikmetse yurt dışına çıktığım zaman, yoğurt aşermeye başlıyorum ciddi ciddi. Markete koşa koşa gitmemin sebebidir yoğurt, oysa Türkiye’ de  tek bir kaşık dahi mideme indirdiğim nadirdir. Eee zaten bendeki boydan postan da belli değil mi, süt ve süt ürünleri ile pek sevişmediğimiz. İşte bu durumu yıkan şey yumuşacık ve lezzetli hali ile creamy yoğurt.

2-“Güneş”

Kış güneşi dedikleri güneş bu sanırım. Ne çok bunaltıyor ne de çok mesafeli. Sabahında güneşle uyanıp güne “günaydın” diyorum öğleden sonra ufaktan yuvasına çekiliyor. E tabii kendine eşlik eden bir yağmur muhakkak var. Her ikisinin cilveleşmesini sevdim. Güneş bu kavurmuyor, terletmiyor.

3-“Gülümseyen Yüzler”

Sabahında yataktan her ne kadar suratsız da kalksan, buranın insanları bunu devam ettirmene izin vermiyor. Gözgöze geldiğin her insan, gülümseyerek selam veriyor sana. Hani daha önce tanışmışsın ve haftalar sonra tekrar karşılaşmışsın gibi. Arada bir bakmışın tatlı bir sohbete dahil olmuş cümleler içinde keyiftesin.

3-“Yeşile Doymak Dedikleri”

Koyun nüfusunun insan nufusundan fazla olduğu bir ülke burası. Uçsuz bucaksız yeşil var burada. Rüzgarın esintisiyle yaprak hışırtısı üzerine onlara eşlik eden kuş melodileri. Hani sanki masal diyarında bir sahneyi canlandırıyorsun. Tek bir insana dahi rastlamayıp saatlerce adım adım arşınlayabilirsiniz yeşili.

4-“Şatolar”

Galler için “Şatoların Ülkesi” deniliyor. Karşınıza beyaz atlı prens çıkmasa da şato çıkma ihtimali çok yüksek. Tam tamına 641 adet şato var ve her birinin kıymetini misler gibi biliyorlar, koruyorlar. Şu ana kadar gezdiğim 3 şatonun duvarlarının üzerinde ne bir yazı ne de yerlerde tek bir çöp gördüm.

Şehrin merkezinde konumlanan “Cardiff Castel” içerisinde yemek davetlerine katılabiliyor hatta yemek öncesi mini bir gezinti de yapabiliyorsunuz.

“Castell Caerphilly” ise gallerde bulunan şatoların en büyüğü. Bir diğer adı “Muhteşem Caerphilly” 1268 yılında inşaasına başlanıyor ve “Red Gilbert” ( kendisi kızıl saçlı bir delikanlı olduğu için Red sıfatı konulmuş) önderliğinde 3 yılda tamamlanıyor. Kalenin bence en ilginç ve muhteşem olmasının sebebi, etrafında hendeklerle çevrili ve onları aştıktan sonra bir adaya ulaşıyorsunuz, adayı da geçtikten sonra kaleye ulaşabiliyorsunuz. 400 yıldır yarı devrik duran kule ise İtalya’ daki Pisa kulesinden çok daha ünlü olduğu söyleniyor.

“Castell Coch” ise zengin bir iş adamı tarafından 1870 yılında inşaa ettiriliyor, peri masallarından çıkagelmiş hali ile hayran bırakttırıyor kendine. Hiçbir kraliyet ailesi yaşamamış burada. Günümüzde ise dr. Who, Merlin, Kötü Cadı filmlerine figüranlık yapmış.

6-“Ejderhalar”

Ejderhaların yaşadığına inanılan bir ülke burası. Hani öyle bir kişinin inanıp da konuştuğu bir konudan öte, bayrakları dahil her yerde ejderha var. Gezdiğim her kalenin içerisinde muhakkak bir ejderha çıktı karşıma. Ejderhalara inanma sebebiniz nedir diye sorduğumda “ bu ülke peri masallarının ve efsanelerin olduğu ülke” diye muhteşem bir cevap aldım ki, bu da bana inanmak için fazlasıyla yetti. Masallara bayılan bana, koca bir hediye.

*Ejderhaları, ayrıca uzun uzun yazacağım.

 

 

 

7-“Hayvan SEVİYORLAR”

Hayvanlar burada çok huzurlu, fazlasıyla mutlu ve değer veriliyorlar. Evet, farklı bir ülkeden köpeğini getirme konusunda oldukça zorluyorlar ancak ada olmalarından dolayı olur da hastalık baş gösterir ve tüm kara parçasını sarar diye risk almıyorlar.

Her 10 adımda bir muhakkak bir parka rastlıyorsunuz ve karşılaştığım 5 köpek sahibinden 3’ ünde 2 köpek var. Yürüyüşteler sürekli. Kapalı alanlara girmemeleri gibi sıkı kuralları yok.  Hayvan yasaları var, insana olduğu gibi hayvana da saygılılar.  “siz hayvanları seviyorsunuz” diye söylediğimde, nasıl bir cevap vereceklerini şaşırıyorlar “neden sevmeyelim ki ? Hayvanları sevmekten doğal bir şey mi var ? onlar bu ülkede çok mutlular”

8-“Dakik olan Otobüsler”

Burada üçüncü haftam bitmek üzere ve bugüne kadar kullandığım toplu taşıma araçlarının bir kez olsun rötarlı kalktığına, şoförün ani fren yaptığına, trafikte küfürler savurduğuna henüz şahit olmadım. Tabii bu arada sadece sürücü değil, yolcuların da sayıp sövmesinden ziyade her binişlerinde şoförle selamlaşıp, “günaydın” veya “ iyi günler” dilediklerini kulaklarımla şahit oldum.

9-“Kış Saati Uygulaması”

Kışın saatler medeni olan her ülkede olduğu gibi geri alınıyor. Böylece gün ışığından daha fazla yararlanıyor ve uyandığımızda en azından güneş ile selamlaşıyoruz.

10- “İnglizce”

Ne kadar da zorlansam İngilizce konuşmak durumundayım. Türk arkadaşım yok ve rüyalarım haricinde Galler’ de henüz kimse ile türkçe konuşamadım. Tabi Billy’ ye Türkçe öğretmemin dışında. Sohbetine dahil olduğum her insan beni sabırla ve tatlı bir tebessüm ile dinliyor. Anlayışlılar, her ne kadar hatalı cümle kursan da, çaktırmamaya ve seni bir şekilde motive etmeye çalışıyorlar.

11- “Bulutlar”

*bu da bonus olsun. Bulutları es geçemezdim.

Yeryüzüne bu kadar yakın bulutlarla karşılaşmamıştım hiç. Her an yüzüme dokunup, ellerimi uzatıp kucaklayacakmışım gibi.  “Yeryüzüne ayak basan bulutlar” diyorum ben onlara.

 

Next Post:
Previous Post: