Hava bu, Oyunda

Hava bu, Oyunda

Şatoların cirit attığı bir ülkedeyim ve hep rüyalarımda gördüğüm, o ejderhaların yaşadığına inanılan topraklarda adımlarımı keyifle atıyorum.

Havayı ise hiç sorma, resmen cilveleşiyor ve oyun oynuyor. Sabah bulutlarını üzerimize salıp, öğlen asılan suratımızı gülümsetebilmek için güneşi yanımıza gönderiyor akşamında ise yağmurla paydos edip ev yolunu tutuyoruz sonrası malum, rüzgar estikçe esiyor. Hani dengesiz arkadaşlarımız vardır ya, sağı solu belli olmaz, sabahında günaydın derken bir sonraki seferde selam vermez, ne yapacağını şaşar kendi kendine konuşmaya başlarsın. İşte tam da bu !  sabah evden adım atarken ” ay acaba şemsiye de alsam mı ? bot mu yoksa ayakkabı mı giyseydim ? güneş gözlüğünü de alım ya güneş çıkarsa ? ”

Şimdilik bendeki durum ise, “her ne yapsa kabulümdür” kör aşık gibi izliyorum Cardiff’ i. Bugün mesela arabada Billy’ i beklerken sağlam fırtınaya yakalandım, araba uçtu uçuçak derken, uyuya kalmışım … ninni gibi geldi bana rüzgar diyebilirim.  Oysa “kış benden uzak düşmanıma yakın olsun” diyenlerdendim.

Sincaplar ve parklar, koşanlar ve bisiklete binenler. Karşıma her ne çıkıyorsa hepsi özgür ve huzurlu. en güzeli ne biliyor musun ? ben de ahi alışamadım bu duruma hatta, o kadar ön yargılarla ve korkularla birbirimizden şüphe eder ve kalpten uzaklaşmışız ki. Cardiff’ te herkes “günaydın” la güne başlıyor. Her kim isen hiç önemli değil, yollarınız kesişti ve gözler de buluştuysa, o “günaydın” ve yanında tatlı bir gülümseme, sana geliyor demektir.

 

Next Post:
Previous Post: