Penarth

Penarth

Uzaklara gitmeden önce, öyle plan, program yapan, saatlerce harita üzerinde çalışan biri hiç olamadım, olmamda … tek başıma yollarda olmak en büyük ayrılacağım kendime … neden mi ? Kaybolduğum sokaklardan sadece ben sorumluyum … ne zaman acıkıyorsam o zaman yerim, arnavut kaldırımında taşları saya saya adım atmaya bayılırım, ormanlık gördüm mü affetmem, elbet gölgesinde bir ağacın  kapar gözlerimi hayale dalarım … acele etmeden, yavaş yavaş kendimle konuşa konuşa keşfederim … tesadüfler de kaybolduğunda karşına çıkmaz mi zaten ?

Bu sabah Lavernock’ tan, 5 dakika hava almak için çıkmıştım,  Cardiff merkeze yarım saat uzaklıkta kırsal bir yerleşim diyeyim … adımlarımın beni çok daha başka yerlere götüreceğini planlamamıştım … yeşilin arasında yürüdükçe “daha da çok yeşilde kaybolayım” istiyorum, adımlar durmasın, kendimde keşif tutkunu bir ruh olunca, eve  dönüşüm 4 saati buldu … aslında her şey “tek 1 adım atmakla” başlamıyor mu ? Kılı kırk yarıyoruz, çok düşünüp, doluyu boşaltamıyor, boşu dolduramıyoruz … karmakarışık oluveriyoruz kafadakileri masaya yatırdığımız zaman … olay çok basit oysa ! Tek bir adım öne attık mı güneşi göreceğiz …

Bugün tek adımla başladım ve karşıma harika bir sahil çıktı, yolda köpeklerime olan özlemimi giderecek bir çok köpek sevdim … burası hayvan sevgisinden öte hayvana saygısı yüksek bir ülke … ilerledikçe, ufakta iskele göründü, balıkçıların cirit attığı, heybetli bir iskele, okyanusa karşı gururla duran bir adam misali … fish & chips kokusu her yerde … yol beni götürüyor hiç şikayet etmiyorum bilakis inanılmaz huzurluyum … etrafımda tanıdık tek şey; benim karaya ayak basan bulutlarım … Penarth … minik bir semt burası, öyle ki, tek bir ayakkabıcısı, 2 kuaförü, 2 kitapçısı var … karşıma bir rampa çıkıyor, olsun, elbet sonunda bir ödül vardır diyorum ve başlıyorum tırmanmaya … ödül yolda başlıyor karşılamaya, dökülen yapraklardan zemin görünmüyor … renk cümbüşü … “kıyamıyorum basmaya” desem abartmış olmam … gözgöze geldiğim herkes gülümseyerek “günaydın” diyor, film gibi … alışkın değilim böylesine karşılıksız “günaydın” diyenlere … plazada asansöre binerken selam mecburi alınıyordu, malum alan dar olunca kaçışta imkansız olup karşılık veriliyordu … tepeye vardığımda karşıma çıkan kitapçıya uğramadan duramadım … minik bir eskiciye de girdikten sonra, kendime, dumanı tüten bir kahve ısmarlayarak dönüşe geçtim …  henüz korna sesi kulaklarıma çalınmadı, bir başkasının bir diğerine yüksek sesle hakaret ettiğine şahit olmadım, kimse kimsenin sırasını almayı bırakın insan burada birbirine yardım etmek için sakin sakin bekliyor … bense arada kendimi çimdikliyorum “hade ! uyan sabah oldu” diye … malum bu şahit olduklarım benim geldiģim dünyanın çok uzağında …

Next Post:
Previous Post:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir