St.Lythans Burial Chamber

St.Lythans Burial Chamber

Sabah uyuya kalınca erkenden görmeyi planladığımız şatolardan vazgeçip yakınlarda mini bir gezi yapmaya karar verdik. Güneş her ne kadar kendini gösterse de yüzüme vuran rüzgar beni sersemletmeye fazlasıyla yetti diyebilirim.

İçliklerimin de siftahını yaparak robot misali arabada yerimi buldum, Billy ise yine gayet sıcak başına vurmuş halde tshirt ile keyifli keyifli yola koyuldu. Yeşilin tonu, yaprakların hışırtısı ve beni deli eden rüzgarın eşliğinde tatlı minik kasabalardan geçiyoruz. Ben şaşkın, her seferinde gördüğüm evleri, kiliseleri hayranlıkla izlerken Galler’ in geçmişini de kulağıma fısıldayın bir tatlı adam var.

Her ne kadar ingilizcesini anlamakta zorlansam da ufaktan alışmaya da başladım. Yolda bana ” en eski neye dokundun şimdiye kadar” diye alaksız bir soru soruyor. Hani “anneannem” diyesim var ama bir an cevap hakkımı daha akıllıca kullanasım geliyor veeee Mexico’ daki Maya piramitleri aklıma geliyor. Dört sene öncesi o muhteşem yerdeydim. Bugün ise 6000yıllık kaya parçalarının üzerinde kendimi buluyorum, çevrede mezarlıklar var ancak Billy anlatmasa pek anlaşılmıyor. Kısaca, bu heybetli kayalar (ev) piramitlerin çok öncesinde tarihte yerini almış ve günümüze kadar sapasağlam kalmış.

Next Post:
Previous Post: